
Dün akşamki futbol hakkında sinirim tamamıyla geçmiş olsa da pek birşey karalamak istemiyorum. Zira dünyanın en kolay işlerinden biri bu... Bildiğiniz Barcelona - Rubin Kazan maçının tekrarını izledim dün gece. 90 dakikanın hemen hemen tamamı Beşiktaş yarı alanında geçti. Yine maçın tamamında top Trabzonpor'un ayağındaydı. Onlarca orta geldi, uzaktan epeyce şut denemesinde bulunuldu, maçın kahramanları forvet oyuncularıyla verkaça girilmeye çalışıldı ve tamamiyle kapanan beşiktaş savunmasının arasına toplar atıldı... Bunlardan başka ne yapılmaya çalışılabilirdi diye soruyorum şimdi sizlere. Bir futbol takımı bir maçı kazanabilmek için ancak bu kadar şey deneyebilirdi bence ama olmadı, olması da mümkün değildi!Onca güzel şey yazdıktan sonra yukarıdaki skoru görmek, daha da önemlisi ''Olması mümkün değildi!'' cümlesini kurmak içimi nasıl acıtıyor anlatamam sizlere. 21 yaşında genç bir Trabzonsporlu'nun hayatında gördüğü en dominant futbol oynanıyor sahada ve o 21 senenin alışmışlığı yine bozulmuyor,yine sevinemiyor delikanlı. Maç boyunca ortasahamıza liderlik eden ,3 çapalı bir takıma karşı bunu epey de iyi yapan Colman bir saniyeliğine topu önüne almayı başaramıyor. Ve o top gidiyor Ernst'in önünde kalıyor. Sol taraftan yanılmıyorsam Nobre bomboş içeri hareketleniyor. Maç boyunca çok istekli olan ama hücumda kapasitesi ve forvetlerimizin yetersizliği gereği bu iyi niyetinin karşılığını alamayan Tayfun yerinde değil bu pozisyonda. Ernst Nobre'ye verse çok ciddi bir gol pozisyonu olacak ama içeriye kaymış oyuncularımızdan biri belki yetişebilir,hani belki. Ernst yanlış bir tercih yapıyor, allah ne verdiyse veriyor kaba tabirle. O topun da EPL topları gibi gideceği tutuyor ve bendeniz dizlerimin üzerine kapanıyorum. Biraz içerideki Toulouse maçını hatırlatıyor bu bana, 2. golün ne zaman geleceğini merak etmeye başlıyorum hemen. Zira ilk yarı müthiş oynayan ve 2 yarıya böylesine şanssız bir gol yiyerek başlayan bir takımın bu skordan geri gelecek kadar sağlam bir psikoloji göstermesi zor...Ama bunu da başarıyoruz. Geriye kalan 40 dakikayı sıkıp suyunu çıkarıyoruz. Yine yığılıyoruz Beşiktaş sahasına. Durmak bilmeden yükleniyoruz. Sağ çizgide sürekli gidip gelen bir Tayfun Cora ama yetmiyor işte iyi niyet. Ceyhun ön libero olarak iyice öne yaklaşıyor. Rakibi son 35 metreye hapsediyoruz. Uzaktan deniyoruz olmuyor, soldan geliyoruz olmuyor ve o forvetlerle bile verkaçlar,arapasları deniyoruz ama yine olmuyor, olmuyor. Olmayacak belli zaten, olması da imkansız bu forvetlerle ya neyse. Israrla yükleniyoruz, oyundan düşmememiz çok fazla şey ifade ediyor aslında. Sezon başı kampındaki gibiyiz her türlü şeyi deniyoruz istisnasız. Sonra risk üstüne risk alıyoruz, önce Engin giriyor. Her ne kadar kendisinden haz etmesem de hiç de fena oynamıyor ama olmuyor. Sonra Alanzinho, sihirli değnek değmiş gibi bir yarım saat seyrettiriyor bana ama olmuyor , olmayacak belli. Vuruyoruz Hakan çıkarıyor, ortalıyoruz Ferrari vuruyor, olmayacak belli... Ara ara maçın en iyi oyuncularından İsmail sayesinde çıkmaya başlıyorlar son bölümde. Ve ikinci gol geliyor artık, İsmail sonunda fazlasıyla hakettiği asisti yapıyor. Dakika 90 olmuş artık, fark 2 ama yine bıkmadan bastırıyoruz ama olmayacak belli. Hem de bu forvetlerle olmayacağı tam 1 seneden beri belli !!!Evet dün gecenin özeti bu tamamiyle... Dün Beşiktaş'ta Ferrari, İsmail ve Hakan üçlüsünden herhangi biri olmasa çok farklı şeyler yazıyor olabilirdik olmadı. Gökhan ve Umut'un yerine kaliteli bir forvet olsa,ki örneklerimin kimler olduğunu herkes biliyor, şuan puan tablosunda bambaşka bir noktada, bambaşka bir skoru yorumluyor olabilirdik ama olmadı... Hatta ve hatta geçen sezon ocak ayında bazı körler gerçeği görüp o forveti alsalar, son şampiyon sıfatıyla çıkıyor olacaktık bu sezona ama olmadı, olduramadılar ! Şimdi faturanın çıkacağı isimse belli malesef, Hugo Broos. Maçtan önce Atahan'a da söylemiştim, yenilmek bana koymayacak ama böylesine değerli bir adamı kaybetmek koyacak diye ve kaybettiğimizde sadece o vardı aklımda. Zira biz yönetim olarak, taraftar olarak haketmiyoruz iyi günleri geçen sezon İnönü'de oynanan BJK maçından beri. Sadece sürekli eleştirdiğim ve bu felaketin baş sorumlusu olan yönetim değil ,biz olarak , bir bütün olarak haketmiyoruz ! Kızmak darılmak yok ama beceremiyoruz işte. Büyük takım gibi hareket etmeyi ,düşünmeyi be-ce-re-mi-yo-ruz! Büyük takım taraftarı gibi davranamıyoruz bazen, şampiyonluğa giderken adam yuhlayıp, hoca göndertiyoruz. Özevlatçı olup takımda kalan son 2-3 adamı yemek için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz. Tayfun'a bir Uğur Uçar muamelesi gösterip, ona o güveni veremiyoruz mesela. Bir büyük takım gibi yönetemiyor kulübü başımızdakiler. Kendi çıkarlarını unutamıyorlar her niyeyse. Şampiyonluk için 3-5 daha içeriye girmeye cesaret edemeyip, her daim borcumuz var açıklamalarıyla ayar veriyorlar takıma. Daha da kötüsü Türkiye'nin en iyi kadrosu ve forvetlerine sahip olduklarına inandırıyorlar kendilerini komik bir şekilde...Olmuyor işte, biz bir şekilde kendi büyüklüğümüzün altında eziliyoruz artık. Hemen hemen hepsinde rakipten daha iyi oynadığımız 9 derbiyi de bu yüzden kaybediyoruz bence. Bir Fenerbahçeli arkadaşım Yenilsen de Yensen de programında, Trabzonspor Türkiye'nin her daim en büyük kulüplerinden biri olacak , 26 sene değil 260 sene kupasız geçse de ama bunu bir tek Trabzonsporlular anlayamıyor ve bu yüzden başarısız oluyorlar demişti... Hakkımızdaki en doğru tespiti bir Fenerbahçelinin yapabilmesi ve bizim bunu 26 senedir akıl edememiz ne kadar trajikomik değil mi? Son söz olarak kına yakın, siz kendinizi biliyorsunuz !!!
- 09 / 11 / 2009



Etiketler
Popüler Etiketler
- futbol (530)
- spor (326)
- calcio (235)
- galatasaray (169)
- fenerbahce (166)
- saglik (160)
- foto (140)
- genel (108)
- massimo (90)
- saglikbilgileri (84)
- turkcellsuperlig (80)
- genelsaglik (67)
- beslenme (64)
- video (62)
- besiktas (54)
- sampiyonlarligi (53)
- yasam (51)
- diyet (49)
- blog (49)
- medya (49)
