Son zamanlarda blog ya da sözlükte yazmaktan çok okumaya özen gösteriyorum. Bu blogu takip edenlerin görebileceği bir durum zaten. Dönen blog tartışmalarına belki bir katkımız olur niyetine benim de aklıma takılan bir kaç mevzu var yazmazsam çatlarım durumu biraz da. Şöyle bir örnek vereyim: Mesela bir kaç hafta önce bir blog kurduk daha işlerliğini kazanamadı. Bu blogda pek çok iyi blogger ve sözlükten sağlam Galatasaraylı yazar mevcut. Fakat kimse yeterince vakit ayıramıyor ve heyecanlı başlayan o blog şimdilik pek yazı yönünden rağbet görmüyor. Vakit darlığı, kişisel sebepler(en azından benim için) yazmaya dair isteksizlik v.b bir sürü sebep olmuş olabilir işlerlik kazanmamasında. Ama vakti gelince kazanacaktır. Şimdilik duruyor kendi halinde. Şimdi bu örneği niye verdim ben. Dönen pek çok tartışmaya bir ışık olur diye düşünmemden dolayı belki faydası olur. Ortada blog şöyle tutulur, yok blog tutan adamın karakteri böyle böyle(bkz: blogdan karakter tahlili yapmak), futbol bilgisi küçümsenecek kadar az(!), bırakıp geri dönmeler, bu dönmeleri yakıştıramayanlar, özen göstermiyor diyenler... daha pek çok sebep sayabiliriz eleştirilere. Fakat bazen unutulan şeyler var, biz sıralamaya çalışalım kendi çapımızda.- Kimse blogu bir iş olarak görmüyor. Yani blog kimsenin ekmek kapısı değil. Ki hak verirsiniz insan önce karnını doyurmalı(ihtiyaçlar hiyerarşisi). Yani ben ekmeğimi blogdan çıkarsam okula gidip o kadar öğrenci gürültüsü çekmem. Ya da başkası gecenin bir vakti evine gelmez. Eminim ki pek çok kişi buradan para kazansa yaptıkları işi bırakırlar. Bırakabilecek çok insan tanımaktayım.- İkincisi, sadece zevk için yapılan bir aktiviteden dolayı kimseyi bunu niye yazmadın, bu konu hakkında görüşünü belirtmeni beklerdim, bu adamı nasıl eleştirmezsiniz, yok şunu niye kutlamadın (v.b) gibi bir söz söylenemez. Bu da kişisel alana saldırı olur. Kimse bunu kabul etmez. Kime ne, hangi konuda yazacağım? diye düşünür. Sonuna kadar da haklıdır. - Üçüncüsü, kimseyi kişilik olarak blogda yazdığı konulara göre sınıflayamazsınız. Böyle bir hakka kim se sahip değildir. Ya da yazım tarzından karakter tahlili yapamazsınız. Şöyle bir örnek vereyim. Burada papazın çayırı ve chao'nun attığı postlarla ilgili bir eleştiri getirmiştim. Altındaki yorumlarda papazın çayırı yazarı aethewulf'la küçük çaplı bir tartışma yaşadık. Sonrasında yine başka bir yazıdan ötürü aethewulf'un kendi blogunda attığı bir posta yorum yazdım. Sonuç şu; ben fikirleriyle, ya da anlayışıyla bu insanla tartışabilirim, eleştiririm görüşlerini. Fakat hiç bir zaman onun kişiliğine saygısızlık edemem. Biraz daha açayım, gündüz feneri blogu aceto'yu beğenmeyebilir, eleştire de bilir, reklamı yapılıyor diye sinir de olabilir fakat futbol bilgisi şöyle kötüdür diyemez. Ya da hırsızlıkla ithan edemez gazetesinde yayınlanan haberlerden ötürü. Zira böyle bir örnek olay mevcuttur. Şurası da var ki, gazetelerin bloglardaki haberi kaynak göstermemesi ne kadar yanlışsa, blogların da kullandığı fotoğrafları kaynak göstermemesi yanlıştı. Böyle bir hakkı yok kimsenin. Misal ben gündüz feneri'nin yazdığı yazıları beğenmem çoğunu, ama sen anlamıyorsun ithamlarını yapamam. Zira kimin ne anladığını bu oyundan çözmeye çalışmak beyhude bir çabadır. Gerek de yoktur bu tür çabalara. İnsanlar belli bir çerçevede mi yazabilmeli futbolla ilgili. Değil işte. Herkesin standartı kendisine. Kimseyi bağlamaz. Beğenmezsen sınırlar dahilinde eleştirirsin biter.- Bir de blog nasıl tutulur mevzusu var. Kim blogunu nasıl tutar, ne yönde yazar, yazım tarzı nedir, neyi yazar, neyi yazmaz... Yahu bunun bir standardı var da biz mi bilmiyoruz. Oysa her blogu takip etmeye sağolsun). Çok fazla ortak ve farklı şeyler var. Aceto özentileri demek de çok sığ kalıyor artık. Onu anladık zaten. Onun sayesinde çok kişi blog tutuyor ve çok kimse eleştirilemez görüyor(buna katılmam mümkün değil) ama bu yazı işi zaten bir seviyeden sonra farklılaşan bir durum. Hani yeni yazmaya başlamış birisine yazıların şuna benziyor iyi değil deme hakkı yok kimsenin. Elbette birilerinden okuyarak, beğenerek zamanla özgünleşecektir. Bakın pek çok bloga, ya da bir yazarın ilk metinleriyle, yakın zaman metinlerini bir karşılaştırın farkı görürsünüz. Benim attığım ilk postlarla şimdikiler arasındaki yazım farkını görebiliyorum ben. Bu durum olağanüstü yazma kabiliyeti olmayan herkeste geçerlidir.(burada Ali Ece'ye bir reverans yapmazsam olmaz.) Bazılarının yazmaya geç başlaması zamanla özgün bir hal almayacağı anlamına gelmez. Ki özgün olamayan bloglar bir süre sonra kimse tarafından okunmuyor. Ama okuyucunun olur verdiği, haz aldığı bloglar da demek ki iyileşiyor. Bundan dolayı özgün değilsiniz s.ktirin gidin deme hakkı yok yahu kimsenin. Eleştirilir bloglar elbette. Kimse kusursuz değildir. Ama benim bu yazıyı yazma sebebim, karakter tahlili yapma meselesi. Ben yazdığım yazılarda farklı, günlük hayatımda farklı olabilirim. Niye bu kadar önemlidir bu. Sonuçta kimse kimseye gel kahve içelim demiyor. O halde yazdıklarını beğen ya da beğenme. Oku ya da okuma ama kimseye de şunu yazdın karakterin bu deme. Olmuyor.Son not: geri dönen borges'e de selam çakalım tam olsun arkadaşlık yalakalık tabir edilmezse:) (o son müziği eklemeyecektin borges) 
  • 15 / 11 / 2009