
Bundan yaklaşık 3 yıl kadar önceydi. Esasında tam olarak 3 yıl değil ama 3 yıla yakındı işte (2006 Aralık ayı). İnternette dolanırken karşıma şans eseri bir blog çıktı. Aceto Balsamico yazıyordu. Ne demek bu Aceto Balsamico diye düşündüm önce. Nasıl okunuyordu acaba? falan diye sorgulamalar. Daha sonra o sorgulamalar blogu takip etmeye devam ettikçe yerini "kim bu Aceto ya?" şeklini aldı. Zoban mıydı yoksa? diye soruyorduk birbirimize. Yok yok. Bülent Timurlenk'miş adı diye gerçeği öğrenip rahatladık. Manyaklık işte. Ardındaki ismi öğrenmek bu kadar mühim bir mevzu mu? Esas mühim olan içerik değil midir? Safmışız o zamanlar işte...Aceto'nun blog yayınına başlamasından yaklaşık 2 ay önce bendeniz bu bloga bir şeyler karalamaya başlamıştım ama futbol falan pek yazmıyorduk o zaman. Öyle bir heyecana kapılmamışız daha. Aceto'yu okudukça, esinlendik ister istemez. Bir yol gösterenimiz oldu. Aynı kalitede olmasa da elbet, spor medyasından farklı bir şeyler karalayalım amacıyla futbol ağırlıklı yazmaya başladık. Daha sonra Flying Dutchman, Noat Samisa, Kale Arkası ve Romanista Bukowski ilk etapta dikkatimi çekenlerden oldular futbol blog aleminde. Her gün bir yazı çıksa da buralarda okuyayım diye blogları takip ettiğimi dün gibi hatırlarım. Aceto bir yazı yazardı, bizler okulda, sokakta, sağda solda hep o yazıları konuşurduk. Kimi zaman Aceto bir transfer söylentisi yazardı, spor medyamızın haberi yok tabii o olaylardan, biz küçük bir kitle olarak olası transfer üzerine konuşur dururduk. "Aceto yazmadıysa inanmam aga" repliği vardı o zamanlar hatta. Konu biraz "eskiden sadece Trt vardı" moduna doğru kaymaya müsait kıvama geldi, kısa kesiyorum bu bölümü. Esas mevzuya geçmem lazım zira..Efendim, işte Aceto ya da Bülent Timurlenk abimiz nihayetinde bir yol gösterdi bizlere. Futbol gündemine dair farklı ve de özgün yazıların ne derece ilgi çekici olabileceğini gördük. Yazmak da büyük keyifti ek olarak. Okunmak, takip edilmek de cabası (tabii bu esnada biz de eskilerden sayılabilecek biri olduk ister istemez yukarıda saydığım bloglarla birlikte) Herkes yazdıklarını birileriyle paylaştı ve yavaş yavaş büyüdük. Eskiden 3-5 blog üzerinden dönen Türkçe içerikli futbol bloglar aleminde bugün yüzlerce blog var. Bu güzel bir şey elbette. İnsanların yazmaya ve okumaya eğilmesi kadar hoş bir şey olamaz. Üstelik özgün bir şeyler üretiliyorsa.Futbol bloglar her geçen gün popülaritesini arttırdı ve en sonunda "alternatif medya" olduklarına dair bir lakırtı gündeme geldi. Esasında bazı öne çıkan blogları baz alarak yapılan bir değerlendirmeyse de bu, o zaman için doğru olan bir tespitti. Lakin artık resmin geneline bakılarak söylenen bir söz oldu bu. Futbol bloglar bir ihtiyacı kapatıyor deniyor hatta. Alternatif olma sebebleri buymuş yani. Bunu söyleyenler de yine medyanın kendi içinden olan isimler. Onlara göre kendilerinin alternatifiymiş malum futbol bloglar.Birçok isimden bu ve buna benzer yorumlar işittik, okuduk, bunları okurken keyiflendik tabii.. Fakat gerçekten böyle mi acaba? Soruya cevap vermeden evvel, Oğuz Öztürk'ün blogundaki Ali Ece söyleşisinin 2.bölümünden bir alıntı yapmak isterim. Futbol bloglar hakkındaki fikri sorulan Ali Ece şöyle demiş, "Bloglar, Türk spor basının 10000000 ışık yılı ilerisindeler". Ali Ece'nin abartılı yorumunu ilk okuduğumda "acaba blogları mı övüyor, yoksa spor basınını mı yerden yere vuruyor" diye bayağı düşündüm. Soru bloglarla ilgili olduğuna göre, herhalde övgü dolu bir sözdür. Derinlemesine bir yorum aramaya gerek yok.Tüm bunları düşünürken tabii, bu arada aynı zamanda BIY ve futbolbloglar siteleri vasıtasıyla güncellenen blogları da takip ediyordum. Genelde şu temalarda yazılar vardı, "X takımın falanca oyuncusuna ne demeli? ondan bahsetmiyor bazıları", "zaten X takım hep böyle...", "ne zaman hakemler X takım aleyhine karar verdi ki?...", "X takımın oyuncuları şöyle böyle bik bik bik..."Abartısız söylemek gerekirse 30'a yakın yazı böyleydi. Malumunuz derbi sonrası gündemle alakalı yazılardı bunlar. Renk ayrımı yapmadan, siz-biz demeden herkesin yazdığını belirteyim elbette. Bu arada, bu iki sitedeki blogların da gelişigüzel değil de, seçmece usulü önümüze sunulduklarını da unutmayalım tabi..Neyse, efendim şimdi bir yandan spor medyasındaki bazı isimlerin futbol bloglar için "alternatif medya" yorumları, bir yandan Ali Ece'nin futbol blogların spor medyamızın bilmemkaç milyon ışık yılı ötesinde olduğunu belirtmesi ve öte yandan böyle yazılar.... Bu ne perhiz?Herhangi bir gazetenin spor sayfasını açsanız, istisna olan isimleri ayrı tutarsak, karşımıza çıkanlar aşağı yukarı bloglarda dönen muhabbetleri yazıyor yıllardır. Pardon da o zaman nasıl alternatif oluyoruz? Hani futbol bloglar "alternatif medya" olmuştu. Alternatif değil ki. Bildiğin medyanın izinden gidiyoruz. Sürekli çamur attığımız medya. Beğenmediğimiz, burun kıvırdığımız medya hani. Fitne basın bunu da yazın diye sloganlar attığımız medyanın yaptıklarını yapıyoruz.... Hatta olayı abartarak yazın asparagas transfer haberleri üreten ve blogun ziyaretçi trafiğini arttırmaya çalışanlar bile oldu...Işık hızından bilmem kaç milyon yıl uzakta olan futbol blogları bunlar mı oluyor yani?Böyle eleştiriyorsun ama daha birkaç ay önce "sen de yaz" diye insanları teşvik eden sen değil miydin el burrito efendi? diyen de çıkar belki. Evet. Ben ve bana bu yönde destek veren blog yazarları, insanların yazmasını, üretmesini teşvik ettik. Lakin bunu söylüyorken farklı olan, özgün içerik üretebilecekleri gaza getirmeyi amaçlamıştık. "Aklımı seveyim iyi ki filancaspor'u tutuyorum" başlıklı yazılar yazıp, içerikte diğer takımlara sallayan, tarihi gerçekleri kendi işine göre yorumlayan ve işte bakın ne biçim araştırdım ayaklarına yatarak insanlara öyle sunan, rakibin topçularını adam gibi tenkit etmek yerine o kişilere hakaret, küfür vs. eden, ve dolaylı yoldan üzerlerindeki formayla birlikte takımlarına sallayanlara da "sen de yaz" demedik aslında. Hatta keşke o çağrıların altına not düşseydik, "aman sakın siz yazmayın" diye. Daha iyi olurdu.Futbol blogların alternatif medya olduğunu düşünenler ve spor medyasından bilmem kaç milyon ışık yılı ötede olduklarını söyleyen Ali Ece gibiler öne çıkan ve herkesce takdir kazanmış blogları işaret ediyorlar aslında. Lakin bir gerçek var ki, bu övgüleri hak eden kişiler mütevazılıktan ölürken, yukarıda bahsettiğim türden adamlar pişkinlikte sınır tanımıyorlar. Böyle pohpohlanmaların kendilerine yapıldığını zannedip iyice sıvıyorlar ortalığı. Bunları böyle gaza getirmeyin rica ediyorum.Çok kanallı sistemi yaşadığımız şu günlerde Trt'nin tek kanal olduğu dönemi özleyen kişiler çıkar da "hey gidi günler" minvalinden laflar eder ve şu anki sisteme kayar ya...sanırım böyle devam ederse, biz de "mantar gibi türeyen, özgünlüğü olmayan, kalemi ucuz, mantıktan yoksun, nüktedanlıktan bihaber" futbol bloglarını gördükçe onlara bi tomar sallayacak ve iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki futbol blogları takip ettiğimiz o günleri özlemle hatırlıyor olacağız.Vaziyet her geçen gün daha da kötüleşeceğe benzer. Bunca şey yazdın çizdin efendi, sen kimsin bre! diyen okur, belki futbol yazacak meziyetimiz pek olmayabilir ama 3 yılı aşkın zamandır Türkçe içerikli futbol blogların gelişimini yakından takip eden ve içinde olan bir adamım. Bırakın da şu problemle ilgili kelam edeyim dimi ama...
- 09 / 11 / 2009



Etiketler
Popüler Etiketler
- futbol (530)
- spor (326)
- calcio (235)
- galatasaray (169)
- fenerbahce (166)
- saglik (160)
- foto (140)
- genel (108)
- massimo (90)
- saglikbilgileri (84)
- turkcellsuperlig (80)
- genelsaglik (67)
- beslenme (64)
- video (62)
- besiktas (54)
- sampiyonlarligi (53)
- yasam (51)
- diyet (49)
- medya (49)
- blog (49)
