Ercan Saatçi'yi, 90'lı yılların başlarında, ortaokul dönemimde popüler olan İzel-Çelik-Ercan trio'sundan tanıyorum. Fenerbahçeli oluşu ve bunu saklamaması ile nazarımda belli bir sempati de sağlamıştır o dönemde. Akabinde Türk pop camiasını ve Türk televizyonlarını 2000'lerin başında izlemeyi tamamen bırakan biri olarak o ve birçok popüler yüzle bağlantım koptu. Sadece jandarmaya yalakalık olsun diye yaptığı bir marşı ve albümü duymuştum. Bu olay vesilesiyle kendisine karşı filizlenen nefretim, sevdiğim Mirkelam'ı da o işe bulaştırmasıyla katmerlenmişti.Uzun yıllardır Hürriyet spor sayfalarında nasıl, neden ve hangi vasıfla bir köşe edindiğini anlamamakla birlikte, yazdığı hiçbir şeyi (ama hiçbir şeyi) hiçbir gün okumadım. Ertuğrul Özkök gibi liboş bir süne zararlısının damadı hususiyetiyle bâb-ı âlide mevki edinmesi antipatimizi arttıran bir unsur oldu yıllar içinde (bu arada "Türkiye Türklerindir" gibi faşist bir söylemi adının yanına nakış gibi işleyen o rezil gazeteyi 20 senedir hayatımda hiç evime sokmadım, bunu da belirtmek isterim). Tam Saatçi'nin bu dünyada yaşadığını bile unutmuştum ki, birkaç gün önce internet'e düşen bir video ile yeniden hatırladım kendisini. Ve rahatlıkla "hatırlamaz olaydım" diyebiliyorum. Bu ülkede, Çetin Altan üstadın hep söylediği bir şeyin ne kadar geçerli olduğunu gösteren demonstratif bir örnek aslında Ercan Saatçi. Nedir o şey? "Bu ülkede değerli insanlar önemsiz, değersiz kişiler önemli" maalesef. Şimdi sadece spor dünyamız açısından bakacak olursak; Ercan Saatçi'nin, Şadan Kalkavan'ın, Levent Erdoğan'ın, Cemal Aydın'ın, Fatih Terim'in, Ömer Çavuşoğlu'nun, Yıldırım Demirören'in, Aziz Yıldırım'ın, Adnan Sezgin'in, Mehmet Ali Yılmaz'ın ve daha nicelerinin herhangi bir açıdan "değerli" olduğunu söylemek mümkün müdür? Katiyen değildir, bilakis bir toplu iğnenin ucu kadar bile değerleri yoktur, en azından benim nazarımda. Ama "önemli" kişiler olduklarını yadsıyabilir miyiz? Kesinlikle hayır. Aslında Ercan Saatçi olayına, büyük resim açısından böyle bakmak lâzım.Ama olayı kendi içinde değerlendirirsek, iki kişinin yaptığı bel altı bir muhabbetin geniş kitlelerce duyulması diye küçümsemek mümkün değil. Özülkü ve Saatçi'nin her ikisi de öncelikle birer "müzisyen". Ama müzik adamı olarak bile ne denli paçavra olduklarını, konuşma şekilllerinden anlıyoruz. "Siz kendi aranızda böyle konuşmuyor musunuz?" diyerek bu hadiseyi masumlaştırmak, karşıdakini aptal yerine koymaya çalışmakla eşdeğerdir. Herkes konuşabilir, sen de kendi evinde konuşabilirsin ama bir televizyon kanalının programının çekimleri esnasında, orada onca insan varken bu tarz bir lisan kullanıyorsan, sana insan bile dememek gerekir. Zaten hiçbirimiz de demiyoruz sanırım. Hatta düşüncelerimi şöyle süsleyeyim: Ben Ercan Saatçi'nin babası olsam, kendisiyle ilk karşılaşmamda şöyle derdim: "Ben sana Hürriyet'in spor koordinatörü olamazsın demedim ki..."Son olarak yine geniş bir perspektiften bir soruyla yazıyı bitirmek isterim: Bu olay yeterince rezil ve yüz karası, hepimizin kabûlü. Ama Türk futbol camiasının neresi doğru ki zaten? 
  • 09 / 11 / 2009